|
BANKA HUKUKUNUN TARİHÇESİ
Bankacılık tarihinin incelenmesi, günümüzde uygulanan kompleks sisteme hangi aşamalarda ulaşıldığını görmemizi ve bu gün yerleşik kurum ve kurallara uygun olarak kendiliğinden yaptığımız işlemleri daha iyi anlamamızı sağlayacaktır.
Mevduat kabulü ve kredi olarak kabul edebileceğimiz ilk bankacılık işlemlerinin MÖ. 2000 yılında Babil’de başladığı, ilk bankaların tapınaklar, ilk bankacıların da rahipler olduğu söylenir. Banka hukuku tarihçileri, tapınakların en güvenilir yerler olmaları dolayısıyla birçok kimsenin değerli eşyalarını, para gibi kullanılan nesnelerini, tapınaklara bıraktıklarını, bunlara Tanrılara sunulan armağanların eklendiğini ve rahiplerin ihtiyacı olanlara bazı güvencelerle ödünç olarak verdiklerini, daha sonra da hediyesi (faizi) ile birlikte geri aldıklarını ifade edip, faaliyeti bir çeşit ilkel bankacılık olarak nitelerler.
Babil’de olduğu gibi eski Yunanistan’da tapınaklar, kredi ve mevduat kabulü yanında kambiyo işlemlerinin de yapıldığı yerlerdi. Mevduat ve kredi işlemlerinin yanı sıra en çok rastlanan kambiyo işlemleri, siteler arası ticaretin gelişmesinin ortaya çıkardığı bir zorunluluktu. Çünkü, her sitenin kendine özgü sikkesinin, diğer site tarafından kabul edilmemesi halinde, siteler arası ticaret gerçekleşemezdi. Bir paranın diğerine çevrilmesi işlemi de tapınaklarda tacirlerce yapılırdı. Sikkelerin saklanmak üzere tapınaklara kabulü “mevduata”; bu sikkelerin ihtiyacı olanlara fazlasıyla iade edilmek üzere verilmesi de “krediye” benzer kurumları ortaya çıkarmıştır.
Daha sonraları ilk defa Yunanistan’da laik Bankacılık görülmüştür. Laik Bankacılık “Trapezit” ler tarafından yapılıyordu. Din adamlarının en büyük rakibi olan Trapezit’ler MÖ. 4.yüzyılda ortaya çıkmışlardır. “Masa”, “Tezgah” kelimesinden türeyen “Trapez” belki de çok sonraları Akdeniz ülkelerinde görülen “Banker” kelimesinin öncüsüdür. Çünkü, banker kelimesi de tezgah anlamına kullanılan “Bank” dan gelmektedir. Trapetizlerin % 12-14 faiz ile ödünç verdikleri ileri sürülmektedir.
Roma İmparatorluğu’nun yıkılışını izleyen dönemde ticaretde önemli düşüş görülmüş, buna karşılık tefecilik yaygınlık kazanmıştır. 12.yüzyıla ulaşıldığında ise, ticaretin Akdeniz siteleri ile Bruges, Anvers ve Lübeck’in yönetimindeki Hansa Birliğine dahil kentlerde ve fuar açılan (Champague gibi) yerlerde yoğunlaştığı görülür.
Yoğunlaşma ile birlikte bugünkü emre muharrer senede yani bono’ya çok benzeyen “Cambiale” mektubu bankacılığın da gelişmesini sağladı. Cambiale’nin düzenlenmesine sebep, güvenlikten yoksunluk dolayısıyla bir siteden diğerine veya bir kentten ötekine para yollamanın veya beraberinde götürmenin tacir için çok tehlikeli olmasıdır. Bir yabancı site ya da kentte para ödemek isteyen tacir, kendi ülkesindeki para değişimi ile uğraşan cambsora başvuruyor ve gerekli parayı ona ödüyor, cambsor da cambiale’yi yazıyordu. Mektupda parayı aldığını, komisyon ve masraflar düşüldükten sonra kalanı ödeme yerinde mektubu verene veya yetkilendireceği kişiye bizzat veya temsilcisi aracılığı ile ödeyeceğini vaat ediyordu. Böylelikle ödeme yerinde cambiale paraya dönüştürülüp mal alınabiliyor veya bir borç kapatılabiliyordu. Aynı yol doğu ülkelerindeki kiliselerin masraflarını karşılamak için de kullanılmıştır. Sistem tam bir banker olan Cambsoru hem de kliring’i yaratmıştır. Çünkü cambsorlar veya adamları arasındaki hesaplaşma “Kliring” ile yapılmıştır. Önceleri bir ödeme yöntemi olarak görülen cambiale, daha sonra kredi ile de işlemeye başlamıştır. Şöyle ki, vade farkını almak şartı ile cambsor mektubu tacir kendisine ödeme yapmadan da yazmaya başlamıştır.
1.sayfa |
2.sayfa |
3.sayfa
|